Sağlık Emekçileri Greve Hazırlanıyor


Yazdır

.

Sağlık alanında mücadele yeniden yükseliyor. Başta sağlık emekçileri olmak üzere kamu emekçilerinin göreceli iş güvenceleri yok edilmek isteniyor. Bütün bu saldırılara karşı KESK’e bağlı sendikaların eylemleri birleştirildi; 5 Haziranda uyarı grevi kararı alındı. Bütün bu saldırıları ve grev kararını SES Genel Başkanı Çetin Erdolu ile konuştuk.

Mecliste yeni kabul edilen torba yasayla başlayalım?

Anayasa Mahkemesince tam gün yasasının iptal ettiği hükümler ile 660 sayılı KHK’nin iptal ettiği hükümleri yeniden düzenlemeye ilişkin bir torba yasa. Aynı zamanda ilave ücretlere değişiklik getiren bir madde de eklenmiş. Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlerle ilgili iki temel değişiklik var. Biri üniversite öğretim üyelerinin saat 17’den sonra üniversite hastanelerinde özel hasta bakmalarını düzenleyen hüküm. Ayrıca üniversite öğretim üyesinden sağlık hizmeti almak isteyenlerden alınacak ilave ücretin ne olacağına dair kararı da Bakanlar Kuruluna bırakıyor. Sağlık Bakanlığının dillendirdiği rakam, şimdilik 55 lira. Öğretim üyelerinin muayenehanelerini 55 lira için kapatmaları beklenemez. İkincisi de, 660 sayılı KHK, meslek odalarının mesleki etiğe aykırı davranan mensuplarına, meslekten geçici menden, mene kadar ceza verebilme hakkını elinden almıştı. Anayasa Mahkemesi de iptal etmişti. Bununla ilgili düzenleme var ve meslek odalarını yine baypas etmeye gidiyorlar.

Kamu hastanelerinde durum nasıl?

Şu anda bazı istisnai sağlık hizmetleri diye sınıflandırdıkları ve zaman zaman eklemeler yaptıkları bir uygulama var. Başlangıçta estetik ve plastik müdahalelerle ilgili ilave ücret alınması söz konusuydu. Sonra buna istisnai başka sağlık hizmetleri de eklendi. Ağrısız doğum dediğimiz epidural anestezili doğumlar, lazer kullanılarak yapılan kapalı ameliyatlar, robotik cerrahi ile yapılan ameliyatlar gibi. Bunların hepsinde kamu-özel ayrımı olmaksızın 3 katına kadar ilave ücret alınabilecek. Robotik cerrahi her yerde yok, üniversite hastaneleri ya da çok ekstrem özel hastanelerde var ama laporoskopik cerrahi, epidural anestezi ile ağrısız doğum veya lazerle kapalı prostat ameliyatı gibi ameliyatlar artık ilçe hastanelerinde dahi yapılıyor. Uygulamanın bu şekilde olduğu bir yerde insanların 3 katına kadar ilave ücret vermek zorunda kalmaları, birinci dünya savaşı döneminde kullanılan tıbbi müdahaleleri seçmek zorunda kalmalarına neden olur.

HASTA HÂLÂ DOKTOR BEKLİYOR


Kamu spotunda, ‘Alo 182’den randevu alın, siz doktoru değil, doktor sizi bekleyecek’ deniyor, öyle oluyor mu?
Hastanelere müracaatın teşvikine yönelik kışkırtan politikalar izleniyor. 2002 yılında Türkiye’de bir kişinin hastaneye başvuru sayısı yılda 2.1 iken şu anda 8. Yani kişi yılda sekiz defa doktora başvuruyor. OECD ülkeleriyle kıyaslandığında iki katı. İskandinav ülkelerinde bu sayı 4 civarında. Yani burada büyük ölçüde kışkırtılmış bir hizmet talebi var. Alo 182’den de 4 lira ödenerek randevu alınıyor. Türkiye’de 75 milyon insanın yaşadığı düşünülürse sekizle çarptığımız takdirde bir yılda ne kadar kişinin polikliniklere başvurduğu görülür. 20 kişi randevulu, 25 kişi de sıra alarak gelmiş, 45 kişi. Doktorunuz sizi bekliyor gerçeği ile örtüşen bir rakam değil. Bazı polikliniklerde 50-100-150’yi bulan başvuru oluyor.

Muayene süresi?..
Muayene süresi çok kısalıyor, bir de spotta ifade edildiği gibi öyle doktorunuz sizi kapıda beklemiyor. Tersine doktor başını kaşıyacak zaman bulamıyor. Bir hastaya en fazla 5 dakika ayırabiliyor ve dikkat ederseniz sağlık çalışanlarına ve hekimlere yönelik şiddetin en çok çıktığı konulardan biri ‘Biraz bekle, sıran gelince alacağım’ lafıdır. Büyük ölçüde şiddeti çağıran bir cümledir.

HER TÜRLÜ ESNEKLİK UYGULANIYOR

Kamu Hastane Birlikleri (KHB) uygulaması çalışanlara nasıl yansıyor?
2002 de 11 bin taşeron sağlık emekçisi vardı, şimdi sağlıkta, üniversite hastaneleri hariç 140 bine çıktı. Bu, güvencesiz ve ucuz iş gücü çalıştırma olarak iki amacı da karşılayan bir uygulama. Yine özelleştirilen kamu kurumlarındaki işçilerin geçişi ile 30 bin civarı 4-c’li var. Şimdi de 657’nin sağladığı göreli bir güvencenin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışma var. Türkiye’de 20 bin  aile hekimi ve birlikte çalışan 20 bin ebe-hemşire var. Bu 20 binin, bini ‘Kadromu talep ediyorum’ dese çalıştırılacakları bir pozisyon yok. Oysa kadro karşılığı sözleşmeliler.

Yani dönecekleri kurumlar yok.
Yok, kalmadı. KHB’ye geçişle hastanelerdeki iş güvencesi de 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’yla oynanmasına gerek kalmadan ortadan kalktı zaten. Çünkü KHB’de 7-8 hastane birlikler şeklinde örgütleniyor. Burada verimlilik ön planda olmak üzere, personel hareketlerinin genel sekreter tarafından yürütüldüğü bir süreç izliyoruz. Ankara’dan örneklersek, 2 bölge var. Örneğin birinci bölgede 6 aylık değerlendirme sonucu Genel Sekreter (CEO) Dışkapı Hastanesinin geliri ve gideri arasındaki farkın pozitif olmadığını görünce, bu negatifliğin nereden kaynaklandığını araştıracak. Eğer girdi maliyetini arttıranı personel giderleri olarak tespit ederse, oradaki personelin sayısını azaltıp başka bir hastaneye gönderilmesini çözüm olarak değerlendirecek ve bu yetkiye sahip. 2 Kasım 2012’de başlayan uygulama, hastaneler arası hekim, hemşire, ebe, sağlık memuru, sağlık teknisyeni, laborant görevlendirmeleriyle sürüyor. Hatta özellikle Suriye sınırında savaş koşullarının varlığı nedeniyle çeşitli illerden Kilis, Hatay, Antep, Urfa’ya hekim ve sağlık çalışanlarının geçici görevlerle gönderildiklerini görüyoruz. Öyle bir duruma geldi ki, sağlık çalışanları sabah işe ‘Şu gün şurada çalışacaksın’ diye bir yazı verilmesi endişesiyle gidiyor.

Ücret ve çalışma saatlerindeki esnekliğe şimdi de mekan esnekliği mi eklendi?
Tabii tabii. İşyeri güvencesi tamamen ortadan kalktı. Çalışma biçimi ve görev tanımı çerçevesi içinde çalışma büyük zarar görmeye başladı. Eskiden sabah 8’de mesaiye giderdiniz, 16’da biterdi, ayda  4-5-6-7 nöbet olurdu. Şimdi hastaneler kâr etmek amacıyla 7 gün 24 saat hizmet üretecek hale getirildi. Yani her branşın hastanede bulunacağı, acil hizmet dışında da muayene ve tedavi yapacağı bir sisteme geçildi. Şimdi, 56 veya 64 saate varan haftalık çalışma süreleri var.

Hastaneler 24 saat açık, yeterli personel var mı?
Bir görev tanımı çerçevesi içinde çalışma tamamen ortadan kalkmış durumda. Örneğin EKG’de çalışan bir teknisyen, beyin elektrosu veya solunum fonksiyon testleri laboratuvarında çalıştırılıyor. Taşeronda çalışanlara enjeksiyon yaptırılmasına kadar giden bir çalışma biçimi. 7 gün 24 saat; esnek, kuralsız, herkes her işi yapabilir anlayışı içinde görev tanımının çerçevesini aşan bir çalışma biçimi oluştu. Diğer önemli konu da ücret güvencesi ve ücretin geleceğe yansıması meselesi. Şu anda KHB’lerinde performansa dayalı döner sermaye ödemelerinin sabit olan bölümü ödenebilmekte.  Yoğun bakım, ameliyathane, acil servis gibi özellikli bölümlerde döner sermaye yüzde 20 daha fazla ödenirdi, artık fark kalmadı. CEO’lar, hastane gelirinin büyük ölçüde borçlara ve girdilere verilmesini önceledikleri için personele bu konuda ücret vermek söz konusu değil.

CEO’ların işinde kalmasının yolu da buradan geçmiyor mu?
Elbette ki. CEO’lara altı ayda bir karne veriliyor. Karnenin en önemli kriterlerinden biri de A, B, C, D, E diye sınıflanan hastaneleri bir üst basamağa atlatabilmek, yoksa performans puanı düşüyor ve işine son verilmesinin yolu açılıyor. CEO’lar bu nedenle mümkün olduğu kadar kârlılığı öne çıkarıyorlar, böylece ücret güvencesi de ortadan kalkmış oluyor. Artık, güvenceli olmayan, emekliliğe yansımayan o döner sermaye ile yüzleşmenin vakti geldi.

SÜRESİZ GREVE DOĞRU

Eylem kararlarınız vardı. BES’in de iş bırakma kararı vardı. KESK bütünlüğünde birleştirildi eylemler. Önümüzdeki günlerde neler var?
BES, tüm ücretlerin emekliliğe yansıması ve açlık sınırı kadar ücretten gelir vergisi alınmaması talepleri üzerinden bir yıldır çalışma yürüttü. Biz de, “performans çöpe, emekliliğe yansıyacak sağlık hizmet tazminatı talep ediyoruz” diye çalışma yürüttük. Yine sağlık emekçisine yoksulluk sınırı baz alınacak şekilde ücret talep eden, ama temel maaşla birlikte bulunduğu bölge ve yaptığı işe bağlı olarak değişen bir sağlık hizmet tazminatı ödenmesine yönelik çalışma ile imza kampanyası yürüttük. Sadece güvenceli ücret meselesi değil, işyeri güvencesi ve iş güvencesi de büyük ölçüde ortadan kalktı. Bunun üzerinden sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleriyle değerlendirerek bir program yaptık. KESK’e bağlı iki sendikanın yürüttüğü mücadele programı var. Bunun 657 sayılı Yasa değişiklikleriyle örtüşmesi nedeniyle KESK bütünlüğü içinde birleştirilmesi ve bütünü kapsayan bir hale getirilmesi ihtiyacı oldu. Böyle bir öneriyi biz de KESK’e götürdük. 657 sayılı DMK Meclise getirilecek şekilde bir süreç işlemese bile KESK bütünlüğü içinde bu eylemi birleştirecektik ve daha önce 12 Haziran tarihi belirlenmişti, 5 Hazirana alındı.
Halktan ve sağlık emekçilerinden toplanan imzalar illerden eylemlerle 1 Haziranda bize gönderilecek, 4 Haziranda Sağlık Bakanlığına götüreceğiz. 5 Haziranda da hep birlikte uyarı grevi yapacağız. Uyarıdan anlamazlarsa, süresiz grevlerin gündeme gelmesini de tartışıyoruz. Yani ‘bir günü aşan’ sözünü bıraktık, yerine ‘süresiz’ sözünü koyduk.

TALEPLER

* Tüm sağlık çalışanlarına iş ve işyeri güvencesi,
* Performans ücreti yerine, emekliliğe yansıyacak güvenceli ücret ve ücretlerin vergi dilimi ile erimesine son verilmesi,
* Nitelikli bir sağlık hizmeti için eksik kadroların tamamlanması, görev tanımı dışı işlerde çalıştırılmama, esnek, kuralsız çalıştırmaya son verilmesi, taşeron ve güvencesiz çalışmanın terk edilmesi,
* Özel sağlık kurumu çalışanlarının iş ve gelir güvencesinin sağlanması, sendika, meslek örgütleri ve derneklerinin taraf kabul edilmesi,
* Sağlık hizmetine ulaşmanın önündeki parasal engellerin, katkı-katılım payı ve ilave ücretlerin kaldırılması    (EVRENSEL)



Daha Yeni:



Daha Eski: