Dr. Ümit Şen HekiMedya'ya Anlattı: AKP Yasal Düzenlemelerini Aldatıcı Biçimde Sunuyor


Yazdır

.

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ümit Şen'e sağlık hizmetlerini ilgilendiren pek çok madde içeren Torba Yasa'yı sorduk. Çıkarılan yasa ve yönetmelikleri çoğu zaman anlamakta zorlandıklarını söyleyen Şen, hastanın tüm bilgilerinin paylaşıldığı sistemin hak ve özgürlüklere müdahale olduğu değerlendirmelerinde bulundu. Şen, AKP'nin yeni gündeme soktuğu kavramlara da açıklık getirdi: "Jet profesör", "Sağlık Meslek Kurulları"...

HekiMedya: Ruhsatsız sağlık hizmeti sunma adı altında çıkarılan suç kapsamında 1 ila 3 yıl hapis cezası ve 100 bin güne kadar adli para cezası veriliyor. Ruhsatsız sağlık hizmeti ne anlama geliyor?

Ümit Şen: Son dönemde çıkarılan yasa ve yönetmeliklerin ne anlama geldiğini anlamakta çoğu kez zorlanıyoruz. Tam gün yasası ile ilişkili olabileceği düşüncesindeyim. Kamuda çalışıp aynı zamanda mesai sonrası muayenehanesinde çalışan hekimlerin bu çalışma hakları ellerinden alınmıştı.

Bunun dışında tüm sağlık kurumlarının lisans uygulaması ile nerede açılabileceklerine Sağlık Bakanlığı karar vermeyi planlıyor. Buna uymayan olursa cezalandırma amacı ile bu tür cezanın öngörüldüğü kanısındayım.

Bunun dışında hekimin acil durumda hastaya müdahalesini de engelleyecektir. Örneğin doğal afetler, kazalar vb durumlarda hekimin olay yerinde ruhsatının olmaması nedeniyle müdahale olanağı kalmayacaktır. En son Gezi Parkı Direnişi sırasında İstanbul, Ankara ve pek çok şehirde yaralananlara orada bulunan hekimlerin müdahale etmesi muhtemelen yetkilileri rahatsız etti. Aslında orada yaralanan yurttaşlara Sağlık Bakanlığı ve Kızılay tarafından sağlık hizmeti sunulmalıydı. Hem yaralanmalara kayıtsız kalındı hem de onlardan bağımsız olarak sağlık çalışanları ve hekimler tarafından yaralananlara yardımda bulunulmasını kabullenemediler. Nasıl sağlık hizmeti verileceğini, kime sağlık hizmeti verileceğini belirlemek istiyorlar!  "Suçlu" olduklarını düşündükleri kişilerin sağlık hizmeti al(a)mamasını veya daha az veya gecikmeli olarak sağlık hizmeti olmasını olağan gören bir anlayış hakim.  Kadim ve evrensel hekimlik değerlerinin bu duruma karşı duracağını biliyorlar ve bu direnci kırmak için bu tür bir orantısız ceza öngörüyorlar.

"Sağlık personelinin mesai saatleri haricinde de hizmetine ihtiyaç duyulduğunda ilgili sağlık kuruluşuna ulaşabilmeleri için alınacak tedbirler ve ilgililerin uyacağı kurallar Bakanlıkça belirlenir” düzenlemesi sağlık personeline ne gibi yükümlülükler getiriyor?

Her an göreve çağrılma ve en kısa zamanda işyerine ulaşma zorunluluğu getiriyor. Bu kamuoyuna hekimlerin çalışma yerinde ikamet mecburiyeti olarak yansıdı. Hekimler mesleklerinin gereklerini bulundukları her ortamda yerine getirirler. Ancak burada hedeflenen, hekimin aynı Kamu Hastane Birliği'ne bağlı farklı hastanelerde çalışmaya mecbur bırakmaktır. Bu hekimin esnek çalışmasına yol açacak, çalışma güvenliğini ortadan kaldıracaktır.

SGK'nın itirazı etik kaygılardan değil

Torba yasada bulunan vatandaşın sağlık bilgilerinin mevcut muayene ve sağlık kuruluşlarından zorla toplanması bu kuruluşların kuracağı kayıt ve bildirim sisteminin de parayla satılması hastaların ve sağlık personelini nasıl etkiliyor?

Şimdi torba yasayla sağlık alanından şu anda iki madde geçti. Bunlardan bir tanesiyle; bütün sağlık birimlerinden, muayeneler dahil olmak üzere, bütün hekimlerden, baktıkları hastaların kişisel bilgilerini, verilerini Sağlık Bakanlığı talep edebiliyor. Yani hastanelere gittiğiniz zaman o kişinin her türlü kimlik bilgileri, yaşı, adres bilgileri, her türlü iletişim bilgilerini, bunun dışında kendisiyle ilgili bütün sağlık bilgilerini, mesela evli mi bekar mı olduğunu, kaç kez doğum, kaç kez kürtaj, kaç kez düşük olduğunu, ya da psikiyatrik bir sorunu var mı? Ya da kanser mi? Yani bütün bu verileri istiyor. Ve bu verileri isterken de herhangi bir güvenlik önlemi falan yok. Daha sonra, zaten yasada da belirtiyor, bu verileri işleme ve paylaşma hakkına da sahip olduğunu iddia ediyor. SGK bundan kısa bir süre önce medulla adı verilen sistemdeki bilgileri bir özel kuruluşa çok yüksek bir meblağ ile sattı. Hatta bu kendi aralarında tartışmaya neden oldu. Sağlık Bakanlığı bu veriler bize de ait, bize de vermeniz lazımdı dedi. İki bakanlık arasındaki bu tartışma çok ilginçti. Bunu geçen bir durum geçtiğimiz günlerde gazetelere yansıdı; SGK' nin hasta bilgilerini özel bir kuruluşa ihale yapmaksızın satması, vermesi üzerine bundan rahatsız olan başka özel kuruluşlar "biz bu bilgilere daha fazla para verirdik!" diye itiraz ettiler. İtiraz nedeni bu paylaşımın etik olmaması değil, bilgilerin hak ettiği paraya satılamamasıydı. İronik olarak kapitalizmin ahlakı diyebiliriz.

Bu firmalar üzülmesin Sağlık Bakanlığı "ihaleyle" bu mahrem bilgileri yüksek fiyatlara satmak için bu torba yasayı çıkarttı. Bu nedenle muayenehaneler ve tüm sağlık kuruluşlarından ayrıntılı bir bilgilendirmeyi Sağlık Bakanlığı istiyor. Zaten bu Ağustos 2012’de devreye girmiş bir sistemdi. Bu sistemin adı sağlık net. Daha sonra bunun içerisine tüm hekimleri, özel sağlık muayene hekimlerini de ve diğer özel hastaneleri de katarak sağlıknet2 haline çevirmişlerdi. Şu anda Türkiye’de bildirimde bulunmayan tek grup muayenehaneler. Muayene hekimleri buna itiraz ettiler. Fakat en son bu 663 sayılı KHK ile geçmişti. Bunu iptal etti Anayasa Mahkemesi. Bütün alanlarda bu yasalar konusunda Anayasa Mahkemesi iptal edince yeniden bir yasa çıkarıyorlar. Meclisten bunu geçiriyorlar. Tekrar bu tabii bizim tarafımızdan ya da muhalefet partileri tarafından dava konusu ediliyor. Tekrar Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor ama Anayasa Mahkemesi bunu iptal edene kadar o yürürlüğe girmiş oluyor.

Bu yasa hak ve özgürlüklerin ihlali

Şu anda maalesef bu hasta bilgilerini hekimler vermek zorunda kaldılar. Bu durum aslında  çok ciddi, haklar ve özgürlükler anlamında. En önemli hak ve özgürlük ihlali! Her türlü yasaya her türlü uluslarası anlaşmaya aykırı.  Anayasa’nın 20/3 maddesine göre,  “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir”. Dikkat edilecek olursa hüküm, kişisel verilere nasıl müdahale edileceğini değil, kişisel verilerin mutlak korunmasını öngörmektedir. Hükümde, kişisel verilerin ancak bireyin açık rızası (Onama) ile işlenebileceği, kişisel verilerin nasıl korunacağına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği ifade edilmiştir. Ayrıca Anayasa hükmünde, kanunla öngörülen hallerde de kişisel verilerin işlenebileceği belirtilmesine rağmen, "sonuç" olan bu uygulamaya dayanak olabilecek sebeplere hükümde yer verilmediği görülmektedir. Oysa “Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması” başlıklı Anayasa’nın 13.maddesine göre, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”.

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasına göre, “Herkes, özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir”. Bu hükümde geçen “özel hayata saygı hakkı”, beraberinde kişisel verileri de kapsamaktadır. Maddenin 2.fıkrasında, sınırlama sebepleri ile bunların kişisel verilerin gizliliği ve korunması hakkı yönünden nasıl uygulanacağı tanımlanmıştır.

Sağlık Bakanlığı tarafından bireylerin sağlığına ve kişisel verilerine ilişkin bilgilerin kayıt altına alınmasına dayanak olabilecek ve Sağlık Bakanlığı’nın yetkili kılındığını gösteren, açık ve net hüküm taşıyan kanun bu güne kadar bulunmamaktaydı ve bir sorun oluşturmaktaydı, son torba yasa ile düzenlenen ve Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulan kanunun Anayasaya uygunluğu ayrı ve daha önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.

Sağlık Meslek Kurulları net olarak iktidara bağlı

Bir de Sağlık Meslek Kurulları diye bir kurum oluşturdular. Sağlık Meslek Kurulu’nun 8 üyesi siyasi iktidar tarafından direkt olarak atanıyor. İçinde sadece bir hekim olma zorunluluğu var. Bunun dışında bu kişiler hekimleri, diş hekimlerini meslekten mene kadar varabilecek cezalara çarptırıyorlar. Yani herhangi bir şekilde siz hekimlik hizmeti veriyorsunuz ama hekim olmayan birisi sizi meslekten men cezasıyla cezalandırabiliyor. Bu da net olarak siyasi iktidara bağlı bir kurul. Bu dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde olabilecek bir şey değil tabiîki. Kuvvetler ayrılığı ilkesine de aykırı. Yani bir anlamda yasama aynı zamanda yürütme halini alıyor. Bizi ilgilendiren en önemli iki kısmı bu tabi. Daha ayrıntılı olarak bu kırk maddelik yasayı ekim ayında tekrar geçirmeyi deneyecekler. Meclis tatile girdiği için olmadı. Ama bu alanda genel yapmaya çalıştıkları şey hiç kimse özerk olmasın, hiçbir meslek kurumu özerk çalışamasın, tümü Sağlık Bakanlığı’na bağımlı olsun veya sadece bir özel hastanede çalışan, ücretli pozisyonunda olsun. Özel hastanelerde dahi kadro uygulamasına geçtiler. Yani bir hekimin o hastanede kadrosu yoksa çalışamıyor o hastanede. Ve kadroları kısıtlı veriyor. Dolayısıyla bir hekimin bir özel hastanede işe başlayabilmesi için oradaki diğer hekimin ayrılması gerekiyor.

Bunu planlama adı altında yapıyorlar ama tabi bu nerdeyse kadroların taksi plakası gibi alınıp satılmasına kadar gittiği nerdeyse kölelik sistemi getirildi hekimler arasında. Bu İster istemez birçok alanda da kayıt dışı çalışılmayı güdeme getirebiliyor. Yine benzer şekilde bu sağlık uygulaması içersinde de kimse kendi bilgisini vermek istemeyecektir tabiki. Dolayısıyla bu hekimle hasta arasındaki güven ilişkisini bozacaktır. Hastalar hiçbir şekilde hekime gidip kendi bilgilerini vermek istemeyecektir yani güvenmeyecektir bir kere. Veya güvenseler bile hekim uzman bunları ne biliyim bir kağıda yazıp cebine koyacak, oraya vermeyecek. Yani dolayısıyla bir kayıt dışılığa insanı zorla götüren bir baskı sistemi oluyor.

Hasta billgi vermeye çekiniyor ama hekimin bunları paylaşma zorunluluğu var

Bu ortamı da bozan bir şey. Mesela bizim hekimlikte "anamnez" dediğimiz bir şey vardır. Onunla başlarız muayeneye, hastaya sorarız işte şikayet ne zaman başlamıştır, daha önce olmuş mudur, daha önce hangi hastalıklar geçirmiştir, evet işte doğum yapmış mıdır, kürtaj olmuş mudur, bulaşıcı bir hastalığı var mıdır, falan. Buna tıbbi hikaye deriz. Hastalığın tanısına gitmekte, düzgün tedavi etmekte, bu bilgilerin doğru olarak öğrenilmesi en önemi basamaktır. Hasta bütün bu bilgileri vermekten çekiniyorken, hekimin bütün bunları paylaşmak zorunluluğu var ve nasıl olur da hastamın yararına daha çok bilgi alabilirim ama hastamı da koruyabilirim telaşındayken sağlıklı bir muayene, tanı, tedavi süreci de olamayacak.

Ben yaptım, jet profesör oldu

Sağlık Bakanlığı'ndan profesör unvanı ile "jet profesör" nasıl olunuyor?

"Ben yaptım oldu" şeklinde oluyor.

663 sayılı KHK’nun 32. Maddesinde yapılan düzenleme ile Yükseköğretim kurumlarının Profesör, kadrolarına “jet profesör” olarak atanıp aynı zamanda Sağlık Bakanlığı kadrolarında çalışmaya devam eden kişilere bir ayrıcalık daha yaratılmaktadır. 2547 sayılı Yasa’nın 29. Maddesi uyarınca profesörlük kadrosunda iki yıl yükseköğretim kurumunda fiilen görev yapmayanların bu unvanı kullanma yasağı etkisiz hale getirilmektedir.  Madde ile Sağlık Bakanlığında çalışan “jet profesörlerin” çalıştıkları sürelerin “akademik unvanların kazanılması, yükseköğretim kurumlan dışında kullanılması ve diğer özlük işlemlerinde değerlendirilmesi bakımından yükseköğretim kurumlarında geçmiş sayılacağı” düzenlenmektedir.

Türk Tabipleri Birliği bu kişilerle ilgili Yükseköğretim Kurumundan bilgi istemiş, bu yollarla kadrolara atananların atama ve görevlendirme işlemlerinin iptalini istemişti, haksız unvan ve kadro kullanımına olanak veren bütün kamu görevlileri aleyhinde soruşturma açılmasını istemişti.

Eğitimlerini yurt içinde almakla birlikte en az iki yıl yurt dışında çalışan veya daha önce yurt dışında eğitim gören hekimler devlet hizmeti yükümlüğünden muaf tutulmasını açıklar mısınız?

Kişilere özel bir başka düzenleme bu; diğer bir alanda mecburi hizmet alanında yapılıyor. Eğitimlerini yurt içinde almakla birlikte en az iki yıl yurt dışında çalışan veya daha önce yurt dışında eğitim gören hekimler devlet hizmeti yükümlüğünden muaf tutuluyor. Böylece ülkemizde okumayı ve çalışmayı tercih etmiş hekimler yönünden devlet hizmeti yükümlülüğü bir cezalandırma uygulaması olarak devam ettiriliyor.

Üniversite hocalarına ulaşmak torba yasadan önce de zordu yasayla birlikte daha da zorlaştı. Bu konuyla ilgili yasal süreci açıklar mısınız?

Tasarı ile Anayasa Mahkemesi'nin iki kez iptal ettiği hükümleri yeniden getirip, Üniversitedeki hocaya, üniversitede mesai saatleri dışında daha çok sağlık hizmeti verirsen sana para vereceğim, üstelik bu parayı da tedavi ettiğin hastanın cebinden alacaksın, ancak yarısını da bana vereceksin deniliyor. Daha ötesinde öğretim üyelerine özel sağlık kuruluşlarına kiralama sistemi getirilirken, kendi adlarına serbest olarak mesleklerini icra etmeleri yasaklanıyor. Hocalara ulaşmak için ya özel hastaneye gitmeniz yüksek ilave ücretler ödemeniz ya da mesai sonrası üniversiteye gidip alacağınız sağlık hizmetinin parasını cebinizden ödemeniz gerekiyor.

Torba yasa kapsamında üniversitelerde en fazla bir yıl süre ile sözleşmeli olarak profesör ve doçent çalıştırılmasının yolu açılıyor. Akademisyenler bu durumdan nasıl etkilenecek?

Üniversitelerde en fazla bir yıl süre ile sözleşmeli olarak profesör ve doçent çalıştırılmasının yolu açılıyor. Sözleşmeli akademisyenlerin, akademik sorumluluk alamayacağı, rektörlük seçimlerinde oy kullanamayacağı düzenlenirken, her an sona erebilecek sözleşme ilişkisi ile toplum yararına bilim üretecek, bilgisini kamunun hizmetine korkmadan sunacak öğretim üyesi bağımsızlığının yok edilmesi hedefleniyor; sözleşmeli istihdam yöntemi kabul edildikten sonra güvencesiz çalıştırma modelinin asli yöntem haline hızla dönüşmesi,  özgür düşünceli, bilimi halk yararına, insanlık yararına sunmak isteyen öğretim üyelerinin işsiz kalmaları
söz konusu olabilir.

Daha önce aile hekimlerinin tetkik ve sarf malzemeleri kendilerine devlet tarafından ödenirken şimdi aile hekimlerinin vatandaştan alması, vatandaşın da daha sonra il sağlık müdürlüğünden istemesine yönelik bir sistemle yapılmak istenen nedir?

Daha önce aile hekimlerinin tetkik ve sarf malzemeleri kendilerine devlet tarafından ödenirken şimdi aile hekimlerinin vatandaştan alması, vatandaşın da daha sonra il sağlık müdürlüğünden istemesine yönelik bir sistem getiriliyor. Hekimle hasta arasına para ilişkisi sokulurken, aile hekimliği hizmetleri ücretli hale dönüştürülüyor.  Yurttaşların sağlık hizmetinin her aşamasında katkı payı ödemelerini zorunlu hale getiriyorlar.

Torba yasayla kamuda çalışan hekimlere kendi uzmanlık alanlarında mesai sonrası serbest meslek icrası neden yasaklanıyor ne öneriliyor?

Kamuoyunca tam gün olarak bilinen bir durum. Hekimin kamuda çalışması durumunda özel sektörde çalışmasının önü kesiliyor.  Özellikle muayenehanelerin kapanması hedefleniyor. Hekimin sadece kamuda çalışması hedefleniyor.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarına rağmen kamuda çalışan hekimlere kendi uzmanlık alanlarında mesai sonrası serbest meslek icrasını yasaklarken işyeri hekimliği yapın deniliyor.

Bakanlığın "şiddete ağır ceza" söylemi aldatıcı

Sağlık Bakanı, "Sağlıkta şiddetin önlenmesi için torba kanun çıkaracağız" dedi ve torba yasa kapsamında hekime yönelik şiddete ceza uygulaması çıkarıldı. Ceza sisteminin uygulanacağına inanıyor musunuz?

Şiddete ağır ceza diye aldatıcı bir biçimde sunulan düzenlemeler sağlık hizmetini güvence altına almaya dönük değildir. Yalnızca yaralama suçu iddiası ile soruşturulanlarda suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe var ise tutuklama nedenlerinin olduğu varsayılabilir denilmektedir. Bu hali ile düzenleme Gezi eylemlerinde sık sık kullanıldığı gibi binlerce sivil vatandaşın yaralanmasının görülmeyip de kimi kolluk kuvvetlerinin yaralanmasında soruşturulacak kişilere yönelik kullanılabilecektir. Kaldı ki yara basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebilecek olduğunda suçun cezasının üst sınırı iki yılın altında kalacağından tutuklama da söz konusu olmayacaktır.

HekiMedya



Daha Yeni:



Daha Eski: