İşçi Sağlığı Ticareti Yaygınlaştı - Dr. Bülent Aslanhan İle Söyleşi


Yazdır

.

İktidar tarafından büyük iddialar ile çıkarılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun ardından iş kazaları nedeniyle çalışanlarımızın can kaybının sona ermesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, varlığı bilindiği halde tanıları konulamayan meslek hastalıklarında tanı koyma olanaklarının artması ve gerekli tedbirlerin alınması beklenirdi. Ama bunların hiçbiri olmadı.

TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Bülent Aslanhan, 30 Haziran 2012 yılında yayımlanan ve bir yılını geride bırakan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile ilgili sorularımızı yanıtladı.


Söyleşi, Jülide Kaya tarafından Tıp Dünyası için yapıldı.


6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 30 Haziran 2012 yılında yayımlanmıştı. Bir yılı geride bıraktık. Bu bir yılda alanda neler oldu?

İktidar tarafından büyük iddialar ile çıkarılan 6331 sayılı yasa sonrasında sahi ne değişti? Ülkemizde yaşanan iş kazaları nedeniyle yaşamını yitiren, yaralanan çalışanlarımızın can kaybının sona ermesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, varlığı bilindiği halde tanıları konulamayan meslek hastalıklarında tanı koyma olanaklarının artması ve gerekli tedbirlerin alınması beklenirdi. Ama bunlar olmadı. Her gün yenisini duyduğumuz iş kazaları ve ölümler aynı hızıyla devam ediyor. Haziran ayı içerisinde 114 çalışanımızı iş kazalarından dolayı kaybettik. Güvensiz çalışma koşulları maalesef hala sürüyor. Meslek hastalıkları tanı konulması süreçleri de maalesef güçlenmedi. Yaklaşık 160’a yakın hastane bu konuda yetkilendirildiği halde ilgili kurullar oluşturulmadı ve tanılar yine konulamıyor. Doğal olarak tanısı konulamamış hastalıklar içinde gerekli tedbirler alınamıyor.

İş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda bir ilerleme olmadı-olamadı ancak işçi sağlığı “piyasası” çok güçlendi. İşçi sağlığı ticareti yaygınlaştı. Hemen her ilde bu alanda faaliyet yürüteceği iddia edilen yüzlerce şirket kuruldu. Alan ticarileşince “ticaretin kuralları” işlemeye başladı. İşçi sağlığı biliminin gerekleri ikinci planda kalacak şekilde sert rekabet ve pazarlıklar öne çıktı. Sahada çalışan hekimler bu şirket faaliyetleri ile işlerini kaybetmeye başladı, sahanın emekçisi hekimler bu şirketlerde daha düşük ücretlerle ve uzun süreli çalışma koşullarına zorlanmaya başladı. Hekim emeği ucuzladı.

Nitelikli hizmet koşullarının yerini bu şirketlerin camlarına asılan “ 50 TL ye risk değerlendirmesi yapılır” ilanları aldı. Gerçekten bakın, şaka yapmıyorum. Bu tür ilanları bile görmeye başladık.

6331 sayılı yasa bir yıl içerisinde şimdilik bunları yaşamamızı sağladı. Bakalım önümüzdeki günlerde başka neler yaşayacağız. Hep beraber göreceğiz.

İşçi sağlığı alanında ‘reform’ adı altında sunulan değişikler ve işçi sağlığı alanındaki sorunlar nelerdir? İş yeri hekimliğini düzenlemeye yönelik kanuni çalışmalar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? 

Genelde sağlık alanında “reform” diye başlayan gelişmeler ne yaratmışsa özelde işçi sağlığı alanında da benzer sonuçlar yaratıyor aslında. Yani çok farklı değil sonuçlar ve sorunlar. Sağlık hizmetlerinin kar getiren bir sektöre dönüştürülmesi ve alanın ihtiyacından çok “ticarileşmenin ihtiyacı” üzerinden sahanın düzenlenmesi gibi bir sonucu yaşıyoruz. Bir yanda hala iş kazalarından her yılı binleri aşan sayıda çalışanımızı kaybediyoruz, diğer yandan kafamızı ve enerjimizi bunları azaltabileceğimiz koşullara yormaktan çok kurulacak şirketler ve bu kurulan şirketlerin yürüteceği ticari faaliyetlere çalıştırıyoruz. Durum bu olunca, ölümlere yol açan koşulları ıskalayarak Çalışma Bakanlığı’nın yazdırmış olduğu “İSİG katip” isimli bir program marifetiyle işçi sağlığı alanını yönetebilmenin mümkün olduğunu düşünüyoruz. Hayatın sahici ihtiyaçlarından uzaklaşıyoruz. Ama hala emekçiler yaşamını yitirmeye devam ediyor.

6331 sayılı yasanın uygulamasını oluşturacak yönetmelikler ise bir yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen tamamlanamadı. Hala işçi sağlığı-iş güvenliği hizmetlerinin sunulması için işçi başına ayrılması gereken süreleri belirleyememiş bir Bakanlık var karşımızda. Bu süreler için bile 2,4,6 dakika gibi komik ve imkansız sürelerin yer aldığı taslaklar dolaşıyor ortalıklarda. Nedeni ise çok açık. Süre belirlemede ki referanslar ne yazık ki işçi sağlığı hizmetlerinin sunulmasındaki süre ihtiyacından öte kısa sürede çok “iş yapılacak” ticari referanslar olabiliyor.

Tüm bunları tartışırken bir de ne yaşadık. İktidar torba yasa olarak adlandırılan yasanın içine 6331 sayılı yasanın az tehlikeli ve tehlikeli iş yerlerinde uygulanmasını dört yıl süreyle erteleme ile ilgili bir maddeyi yerleştirdi ve yasalaştırdı. Böylece işçi sağlığı alanında eksik-gedik atılacak adımların bir kısmı da ertelenmiş oldu. Gerekçe ne olabilir? Sanırım yasanın bu eksik halini bile ekonomik yük oluşturduğunu düşünen “sermaye baskısı” olabilir.

 

Geçmişte Türk Tabipler Birliği'nin onay verdiği ve eğitimleri düzenlediği bu alan şimdi Ortak Sağlık Güvenlik Birliği adı altında ticari şirketler tarafından yürütülüyor. Bu durum ne gibi sorunları getiriyor?

Geçmişte eğitimleri TTB’nin sekreteryasında aslında 19 üniversite düzenliyordu. TTB, üniversitelerimizin oluşturduğu bilimsel içeriği hekimlerle buluşturacak bir kolaylaştırıcılık sağlıyordu. Bu akademik çabaya saha deneyimini katarak, güçlü, derinlikli teorik-pratik bütünlüğü gözeten bir eğitim programını yürütüyordu. İktidar, TTB’nin eğitimlerdeki bu rolünü değiştirerek sanırım iki boyutlu bir adım attı. Gezi direnişinden sonra gördüğümüz TMMOB’u etkisizleştirme örneğinde olduğu gibi bir yandan TTB’nin işçi sağlığı alanındaki emek ve çabalarını etkisizleştirmeye çalıştı. Diğer yandan tıpkı sürücü kursu mantığıyla bir mezuniyet sonrası tıp eğitimi özelliğindeki işyeri hekimliği eğitim programlarını kar amaçlı şirketlere devretti. Yani TTB’yi etkisizleştirme çabalarına Gezi direnişinden çok önce başlanmış oldu.

Kim kazandı. Belki şirketler işyeri hekimliği eğitimleri üzerinden “para kazanacakları” bir ortamı elde etmiş oldular ancak diğer yandan işyeri hekimliği eğitimleri akademik dünyanın ve saha deneyimlerinin “dışarı itildiği” niteliksizliği kazanmış oldu. Yani kaybedildi.

Şimdilerde ortamda eğitimlerin asli merkezleri olan üniversitelerin devre dışı bırakıldığı birçok şirket bu eğitim faaliyetlerinden “para kazanmaya” çalışıyor.

 

Türkiye'de iş kazaları ve meslek hastalıklarının fazlalığı neden kaynaklanıyor?

Bu çok derinliği olan bir soru. Bununla ilgili birçok neden sayılabilir. Bir ucu kamusal olarak yeterli yasal düzenlemelerin olmamasından, ülkemiz sermaye yapısının “kırılganlığı” nedeniyle işçi sağlığı-iş güvenliği önlemlerinin bir masraf kalemi olarak görülmesine, diğer ucu sendikal örgütlülüğün zayıf olmasından, taşeronlaştırmanın, örgütsüzlüğün, güvencesizliğin, işsizliğin yoğun yaşandığı yerlere kadar gidecek birçok neden sayılabilir. Nedenleri konuşsak saatler sürer. Ama bana sorarsanız öncelikli nedenler içinde “kamusal bir iradenin ve niyetin olmaması” sayılmalıdır.

 

Meslek hastalıkları konusunda TTB’ne düşen roller nelerdir?

Ülkemizde meslek hastalıkları açısından sorun nedir? Tanıları konulamıyor. Her yıl yapılan hesaplamalara göre 25 bin ile 72 bin arasında yeni vaka tanısı konulması gerekirken bu sayı 400 ile 700 arasında kalıyor. Neden? Çünkü meslek hastalığı tanısı konulmasında birçok engel var. Bu nedenle yaptığı iş nedeniyle hastalanan, sağlıklı çalışma koşullarını yitiren birçok çalışanımız mağdur oluyor ancak bu mağduriyet ortadan kaldıramıyor. Kot taşlama işçileri olarak bilinen silikozis vakaları bu sorunu tartışma başlıkları içerisine taşıdı ancak yeterli duyarlılık oluşamadı.

Tanı konulma süreçleri açısından, tanı koyacak hastanelerin ve merkezlerin olmaması en büyük sorun olarak görünüyordu. Sadece İstanbul, Ankara ve Zonguldak’ta olan meslek hastalıkları hastanesi sayısı arttırılamadı. Bunun yerine yaklaşık 165 hastane meslek hastalıkları tanısı konulmak üzere yetkilendirildi. Ancak yetkili bu hastaneler gerekli kurulları oluşturmadığı için hala aynı noktada “patinaj” yapmaya devam ediyoruz.

Sanırım TTB’nin bu sorunda duyarlılık artırılması ve ilgili yetkili hastanelerin heyetlerinin kurulması için bir basınç oluşturması bu sorunun aşılmasında önemli bir rol olur.

 

Bursa Tabip Odası olarak Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ile birlikte " İşyeri Hekimliği Eğitim Günleri" düzenlediniz. Bu etkinliğin önemi nedir?

Çalışma Bakanlığı’nın işyeri hekimliği alanı açısından yaptığı düzenlemeler birçok açıdan tahribat yarattı. Hem hizmeti alan emekçilerin işçi sağlığı hizmetlerinin zayıflaması ve bir tür “sağlık ticaretinin” aracı olması nedeniyle yaşadığı hizmet yoksunluğu, hem de hizmeti sunan işyeri hekimleri, iş güvenliği mühendisleri ve işyeri hemşireleri-sağlık memurları açısından OSGB’ler nedeniyle oluşan hak kayıpları ve olumsuz çalışma koşullarını tartışmamız gerekiyordu. Bu tartışmadan bir kuvvet ve enerji çıkararak olumsuz, gelişmeler müdahale imkanları yaratmamız gerekiyordu.

Bunların yanı sıra hızla ticarileşen eğitimlerin yarattığı olumsuz ortamın bilimsel, akademik, saha deneyimi paylaşımı ile birlikte güçlendirilmesi ihtiyacı hissediliyordu.

Gerek sahadan gerekse akademik dünyadan 180 hekim bir araya gelerek bu başlıkları tartıştık. İşçi sağlığı alanında çalışan hekimlerin bilgi ve becerilerini geliştirmeye çalışırken iş kazalarından ölümler ve tanısı konulamayan meslek hastalıklarına nasıl bir mesleki müdahalede bulunabilir? Bunları tartıştık. Çalışma koşullarımızın değersizleştirilmesi ve ticarileştirilmesine karşı neler yapabiliriz? Bunları konuştuk. Bilimsel derinliğimizi ve paylaşımlarımızı güçlendirdik. Deneyim aktarımlarından yararlandık. Düzenlediğimiz SFT, Ergonomi ve katılımcı risk değerlendirme kursları ile becerilerimizi arttırdık.

Umutla bir araya geldik. Umut ve “mesleki donanımla” ayrıldık.

 

İş yeri hekimlerinin ihtiyaç duyduğu tıbbi konularda eğitim vermenin önemi üzerine neler söyleyebilirsiniz?

İşyeri hekimliği eğitim günleri katılımcıları olarak geri bildirimleri topladığımızda gördük ki; mesleki paylaşım, bir arada olmak duygusu, deneyim aktarımı önemli. İşyeri hekimlerinin hızla ticarileşen ve OSGB adı altında kurulan ticari şirketlerin yarattığı tahribatlara karşı bir mesleki hat kurmak açısından bir arada olmamız önemli.

İş kazaları ve meslek hastalıkları tanı süreçleri ülkemizin emekçileri açısından görüyoruz ki önemli bir yaşam ve çalışma koşulu olarak devam ediyor. Güvensiz koşulların düzeltilmesi açısından biz hekimlere önemli roller düşüyor. Bunu sağlayabilmemiz için biz hekimlerin daha çok bilgiye ve daha çok paylaşıma ihtiyacımız var.

Ülkemizde Gezi direnişinden sonra yeni bir dönem başlayabilir. Bu “yeni dönemde” iş kazalarına bağlı ölümler ve çalışma koşulları çok yer bulamadı. Artık bu başlıkları da hissedecek bir yerden tartışmak tüm üretim ortamlarına katkı sağlayabilir. Bu eğitim etkinlikleri bu açıdan önemli. Sanırım devam edeceğiz. Teşekkür ederim.



Daha Yeni:



Daha Eski: