Hak gaspının yeni adı: İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı Taslağı


Yazdır

.

Hem sistemin kendi uygulamaları sonucu ürettiği uyuşmazlıkları, eşitsizlikleri göz ardı edeceksiniz hem de bunları gidermek için öne sürdüğünüz düzenlemelerle krizleri daha da derinleştirecek yeni mekanizmalar üreteceksiniz!

Çalışma hayatı ve emek kesimi özellikle 2016 yılının başından itibaren ciddi saldırılara maruz kalmaktadır. İşgücü piyasalarının esnekleştirilmesi ve kuralsızlaştırılması yönünde yapılan planların bu yıl içinde ete kemiğe büründüğünü ve işverenlerin hayalini kurduğu çalışma ortamının oluşmaya başladığını görüyoruz. Zaten diğer Avrupa ülkeleri ile karşılaştırdığımızda, sermaye açısından “cennet” ülke olma özelliğini ve “birinciliği” kimselere bırakmıyoruz. Çalışma saatlerinin uzunluğundan, sendikalaşma oranlarının düşüklüğüne, iş cinayetlerinin fazlalığından, ücretlerin düşüklüğüne kadar birçok parametre Türkiye’deki esnek çalışma hayatının yansımalarıdır. Ancak bunlar da yetmemiş olacak ki işçi sınıfının aleyhine olacak olan birçok düzenleme bir bir yasalaşmaktadır.

Özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi düzenlenmesinin önü açılması, yani kiralık işçiliğinin yasal kılıfına uydurulması, kadınlara doğum izni bahanesiyle esnek çalışma biçimlerinden olan yarı zamanlı ve kısmi zamanlı çalışmanın yaygınlaştırılması, taşerona kadro müjdesi yalanıyla ayrı bir sözleşme türünün yaratılması ve hâlâ belirsizliğini koruması, kıdem tazminatının fona devredilmesi, zorunlu bireysel emeklilik sigortası kesintisi ve son olarak da İş Mahkemeleri Kanunu’nun işçilere ciddi hak kayıpları yaşatacak biçimde değiştirilmesi yönündeki çalışmalar. Yukarıda saydığımı düzenlemelerin bir kısmı yasalaşırken bir kısmının da yasalaşması doğrultusunda önemli adımlar atılmış durumda. Ayrıca şunu da eklemek gerekir ki; her biri çalışma hayatının dinamiklerini yerinden oynatacak olan bu düzenlemeler, Türkiye’de son derece “sakin” bir ortamda gerçekleşirken, El Khomri Yasası’na karşı Fransa işçi sınıfının verdiği mücadele neden uluslararası sermayenin Türkiye’den vazgeçemediğini göstermektedir.

AKP döneminde yapılan birçok düzenleme gibi İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı Taslağı’nda da aynı yöntem izlenmiş durumda. Nedir peki bu yöntem? Yapılacak olan düzenlemenin (eğer varsa) birkaç olumlu noktasının öne çıkarılıp konunun bağlamından koparılması ve gerçekçi olmayan yasa gerekçeleri. Tasarının “Genel Gerekçe” başlıklı bölümünde şu aynen aktaracağım ilk paragraf son derece dikkat çekicidir:

"Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerine göre 2015 yılı itibariyle 15 milyona yakın işçinin ve 1 milyon 700 bini aşkın işyerinin bulunduğu Ülkemizde, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklar, hem çalışma hayatının hem de yargının gündeminde önemli yer tutmaktadır. 2015 yılı sonu itibariyle ilk derece mahkemelerindeki 3 milyon 400 bin civarındaki hukuk uyuşmazlığının yaklaşık yüzde 18’i; Yargıtay’daki 750 bin civarındaki hukuk uyuşmazlığının ise yaklaşık yüzde 30’u iş hukukundan kaynaklanmaktadır."

Bu gerekçeye iki noktadan yaklaşmak istiyorum. Birincisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Ocak ayı Sendika ve Üye İstatistikleri’ne göre çalışan sayısı 12 milyon 663 bin 783 iken nasıl oluyor da aynı bakanlığa göre 2015 yılı çalışan sayısı 15 milyon civarında oluyor! Sendikalılık oranları yüksek gözüksün diye yaklaşık 3 milyon işçi 2016 ocak istatistiklerinde dikkate alınmamak için nereye gönderildi? İkinci olarak da uyuşmazlık konusunda verilen istatistikler özellikle yüksek yargının iş yükünün çokluğuna inandırmak için dayanak noktası olarak kullanılmış. Ancak belirtmekte fayda var ki bu durum sadece Türkiye’ye özgü olan bir durum değildir. Hem nüfus yapısı hem de çalışma hayatının yapısı düşünüldüğünde uyuşmazlıkların çok olması doğaldır! Hem tüm esnek çalışma biçimlerini uygulayacaksınız hem iş güvencesini çok küçük bir çalışan kesimine tanıyacaksınız hem işyerlerinde tüm hukuksuz uygulamaları meşrulaştıracaksınız hem de uyuşmazlık sayısı çok diyeceksiniz. Hem sistemin kendi uygulamaları sonucu ürettiği uyuşmazlıkları, eşitsizlikleri göz ardı edeceksiniz hem de bunları gidermek için öne sürdüğünüz düzenlemelerle krizleri daha da derinleştirecek yeni mekanizmalar üreteceksiniz!

Tasarıyı, İş Kanunu bağlamında değerlendirmek gerekirse, önemli düzenlemelerin öngörüldüğünü söyleyebiliriz. Özellikle İş Kanunu 21. ve 22. maddelerde değişiklik yapılmak isteniyor. Yapılan feshin geçersiz veya haksız sebebe dayandığını iddia eden işçi artık ilk olarak dava açmak yerine zorunlu arabulucuya başvuracak. Dava açabilmek için işçiye tanınan 1 aylık süre zorunlu arabulucuya başvuru süresi olarak öngörülmekte. Eğer işçi arabulucuya başvurmadan dava açarsa mahkeme usulen ret kararı verecek ve kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde arabulucuya başvurabilecek. Belki de işçiler açısından en olumsuz düzenleme ise, feshin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine mahkemece karar verildikten sonra çalışılmadan geçen en fazla 4 aylık süreye ait ücret ve diğer sosyal hakların artık tazminat olarak ödenecek olması.

Peki ücret olarak değil de tazminat olarak ödenmesi ne anlama gelmektedir? Bu 4 aylık sürede iş sözleşmesinin devam etmediğinden hareket edilmekte ve dolayısıyla bu süre hizmet süresinden sayılmayacak ve işçinin sigorta primi ödenmeyecek. Bu süre ilave edildiğinde ortaya çıkan kıdem, ihbar tazminatları ve yıllık ücretli izin farkları artık dikkate alınmayacak. Bu sürede ortaya çıkan ikramiye, sosyal yardım gibi yan ödemeler ödenmeyecek yalnız çıplak ücret üzerinden tazminat ödenecek. Ayrıca tazminatların belirlenmesinde işe iade kararının verildiği tarihteki emsal ücret üzerinden değil ilk fesih tarihi (geçersiz sayılan fesih tarihi) ücreti üzerinden ödemeler yapılacaktır. Son olarak ise ücret ve tazminatlarda beş yıl ve on yıl olan zamanaşımı süreleri iki yıl olarak öngörülmekte ve zamanaşımının iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlaması kabul edilmektedir.

İş Kanunu açısından yapılmak istenen bu düzenlemeleri, esnekleşme çabalarının bir parçası olarak görmek gerekmektedir. Bir tarafta öne sürülen ve süslü cümlelerle kaplanan yasa gerekçeleri diğer tarafta ise düzenlemelerin içeriği ve çalışma hayatına yansımaları. Nasıl ki kiralık işçilik öne sürüldüğü gibi işsizliği ve kayıtdışı çalışmayı azaltmayıp artıracaksa bu düzenlemelerle de uyuşmazlıkların çözümü ve sayısı azalmayıp tam tersine artacaktır.



Daha Yeni:



Daha Eski: