8 Haziran ve Ötesi: “Gezi Koalisyonu Kurulsun”


Yazdır

.

“Seçim sonrası beklenen ve de umut veren sonuç ise, HDP adayı Selahattin Demirtaş'ın HDP oylarını hem sayısal, hem oransal olarak artırması ve kritik eşik olan %10' a hemen hemen ulaşılmasıdır. .. Büyük kentlerdeki toplam artışın bir milyona yaklaştığı anlaşılmaktadır.

Sonuçlar, seçimde izlenen doğru politikanın Türkiye'nin her bölgesindeki insanlarında karşılık bulduğunu göstermesi açısından değerli ve öğreticidir. Bu sonuçların iyi değerlendirilmesi ve CHP de içinde olmak üzere, özellikle solda politika yapanlara ışık tutması, ülkenin geleceği açısından çok yararlı olacaktır. Ezilen tüm kesimler ile sol değerleri eksen alan emek yanlısı politikaların Türkiye halkını etkileyebileceği açıkça görülmüştür. Bu politikanın daha da geliştirilerek sürdürülmesi, halkların kardeşliği ve ortak yaşamın güvencesi olarak büyük önem taşımaktadır.

Bundan sonra umudumuz ve beklentimiz, bu kıvılcımın tetikleyici olması ve doğru politikalarla tüm Türkiye'yi kucaklaması, emek ve demokrasi mücadelesinin bu doğrultuda sürdürülmesidir.” (15.8.2014)

Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında bu sayfada böyle demiştik. Öyle de oldu. Son seçimde,  HDP gibi, CHP'nin de tabanın sesine kulak veren emekten yana politikalarla halkta yankı bulduğunu gördük. HDP umulanın üstünde bir çıkış yaparak barajları aştı. CHP'nin ise, oy oranını beklendiği ölçüde artıramasa da, tüm olumsuzluklara ve stratejik nedenlerle oy kaybına karşın, halk desteğini koruduğu görüldü.

HDP Parti Meclisi'nin aşağıdaki seçim sonrası saptamasına aynen katılıyorum:

“Kritik bir dönemde parti olarak seçime giren HDP, yüzde 10 barajına, eşitsiz koşullara, çok yönlü taciz saldırılarına, bombalamalara, kitlesel katliam girişimlerine ve çeşitli hile heveslerine rağmen 6 milyonun üzerinde oy almış; 2011 Haziranı'nda gerçekleşen milletvekili seçimlerine kıyasla oy oranını yüzde 100 artırarak büyük bir seçim başarısı kazanmıştır. Büyük bir coşku ve heyecanla başladığımız seçim çalışmalarının sonunda elde edilen başarıyla birlikte demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Türkiye umudu yeniden yeşermiştir.”

Seçim öncesinde diktatoryal gidişe dur deme konusunda birleşen muhalefet partileri, hedefi doğru saptamışlar, iktidar partisine ve onun açık savunucusu Cumhurbaşkanı'na odaklanmışlardı. Farklı siyasal hareketler, tek adam yönetimine, akıl almaz boyutlara ulaşan hukuksuzluğa ve yolsuzluklara, her alandaki gericileşmeye karşı çıkma noktasında ortaklaşmıştı. Haklı olarak, köprüden önceki son çıkıştan söz ediliyordu.

Durum buydu. Halk bu mesajı aldı ve muhalefete olumlu yanıt verdi, AKP'ye dur dedi.
Hiç de adil olmayan, siyasal iktidar lehine kamu olanaklarının son damlasına dek kullanıldığı, yargının ve Yüksek Seçim Kurulu'nun taraflı davranmaktan çekinmediği, maddi kaynakların son derece eşitsiz dağıldığı bir seçim sürecinden sonra alınan sonuç hiç de küçümsenebilecek bir noktada değildir. Yalnızca televizyon olanaklarının kullanımı konusundaki veriler bile çok çarpıcıdır. Seçim sürecinin bir aşamasında yapılan bir değerlendirmede, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın televizyondaki konuşmalarının ayrı ayrı kırk - elli saate yaklaşmış olduğu, CHP liderinin televizyonda görünme süresinin yalnızca dört saat, HDP Eşbaşkanı Demirtaş'ın konuşmalarının ise dakikalarla sınırlı kaldığı belirlenmiştir. Tüm bu etmenleri dikkate almadan yapılan değerlendirmeler adil olmayacaktır. Bu nedenledir ki alınan sonuç çok açık ve nettir. Daha önce yaşanmış deneyimlerden, birinci partideki düşüşün önümüzdeki dönemlerde artarak süreceği öngörülebilir.

Her seçimden sonra, medyada ve kamuoyunda halkın ne mesaj vermek istediği  tartışılagelmiştir. Milyonlarca insan kişileştirilerek, halkın ne demek istediği anlaşılmaya çalışılmaktadır. Aslında her bir seçmen verdiği oyla, seçtiği partinin iktidar olmasını istediğini işaret etmektedir. Yani,  yüzdeye vurulduğunda yurttaşların  % 40,9'u AKP'yi, %25'i CHP'yi, %16'sı MHP'yi, %13'ü HDP'yi iktidarda görmek istemektedir. Dört partinin dışındaki partilerin oyları ise, (%2,1'lik Saadet Partisi dışında) %1'lik dilimin altındadır.

Bugünkü durumda, yani  son derece eşitsiz  koşullarda gerçekleşen bir seçim süreci sonunda iktidar karşıtı toplam oranı dikkate almak son derece haklı bir yaklaşım olacaktır. Özetle, halkın yaklaşık %60'ı iktidar partisine karşı oy vermiştir; bu sonuç açıkça Cumhurbaşkanı ve AKP'ye yönelik bir karşıtlığın göstergesidir.  Oran, Hükümet'i kurabilen ve özellikle de yasama işlevinde çoğunluğu oluşturan bir düzeydedir. Ancak AKP dışı siyasal güç, üç partiden oluşmaktadır. Bu nedenle güncel tartışmalar, yürütme açısından çözümün nasıl olması gerektiği üzerine yoğunlaşmaktadır.

Medyadaki ve  iş çevrelerindeki tartışmalara bakıldığında, en akılcı yaklaşımın AKP'li bir bileşim olacağı belirtiliyor; en doğru koalisyon olarak da AKP - CHP birlikteliği empoze edilmeye çalışılıyor. Seçim öncesi durum ve koşulların neredeyse unutturulması için çaba harcanıyor. Sanki bir dış düşmana karşı savaştan çıkmış gibiyiz. Herkes ülke için en hayırlı hükümeti oluşturma yarışına girmiştir. Dış ekonomik çevreler bile tartışmaya katılmış, Erdoğansız bir AKP'yi CHP ile koalisyona özendirmektedir. Bu arada seçim öncesi tavrını seçim sonrasında en net sürdüren partinin HDP olduğu görülüyor. Ayrıca CHP tabanından parti yönetimine AKP'siz koalisyon konusunda baskı geldiği izlenimi ediniliyor.

Kuşkusuz olası bir koalisyonu oluşturacak partilerin toplam oranlarına bakmak gerekir. Meclis'teki AKP dışı üç partinin oy oranı %54'tür, iyi bir temsiliyettir, yani 40,9'un epey üstündedir. Partilerin seçim öncesi sözlerini yerine getirmesinin tek yolu, hep birlikte ya da dışarıdan destekle AKP dışı bir koalisyondur.

Pek çok kişi söyledi ya da yazdı. Asgari restorasyon süreci, kesinlikle AKP'siz bir hükümetle olanaklıdır. Ahlaki değerleri yerlerde sürünmekten kurtaran, yolsuzlukların hesabının  sorulmasının  yolunu açan, çocuklarımızı bilimden uzaklaştıran gerici eğitim sisteminden koruyan, “Saray” kültürünün dışında bir siyasal yapılanma gerekmekedir. Sonrası daha ötesinin tartışma konusudur.

Özellikle AKP ile koaliyonu olası gören muhalefet siyasetçilerine anımsatmak gerekiyor. Sahi siz ne için mücadele ediyordunuz? AKP ile işbirliği yapmak için miydi bunca savaş? Oy verin gitsinler denmemiş miydi?

Halkımız oyunu verdi. Şimdi ise ufuktaki tehlikeyi görerek, elinden geleni yapıyor. Sosyal medyada canına dişine takmış, AKP'li bir koalisyona hayır, diyor. Dün twitter'da #gezikoalisyonukurulsun diye bir twitter eylemi vardı. Tweetlere Gezi fotoğrafları eklenmişti. Sonra bugün #AKPyiyalnızbırakın eylemi başlatıldı. İki eylem de “trend topic” oldu. Bunun anlamı açık. Halk oyuna sahip çıkıyor. Umalım ki karar vericiler de bu gerçeği görürler.

AKP'siz bir seçeneği seçimsiz ve verilen oyun gereği olarak gerçekleştirmek herkesin boynunun borcu...

Özen Aşut

11 Haziran 2015



Daha Eski: