Ben Şimdi Ne Anlatacağım Öğrencilerime?


Yazdır

.



Derse girmek üzere hazırlanıyordu. Tıp fakültesinin ikinci sınıfındaydı öğrencileri.

Onlara anlatacağı ne kan biyokimyasıydı, ne insan anatomisinin bir parçası, ne de embriyoloji açısından doku ve organların hangi sıra ile oluştuğuna ilişkin bir bilgi.

Onlara tıp mesleğinin tarihten süzülerek gelmiş  ilkelerinden söz edecekti.
Tıp eğer 21. Yüzyılda halen humanistik özelliklerini koruyabiliyorsa, ancak  onların varlığı sayesinde başarabildiği ilkelerden.

*
Hekimlik denen meslek hiç kuşkusuz insanla yaşıt bir meslektir ve icrası da çok farklı duyarlılıkların, çok farklı inceliklerin hem  farkında olmayı, hem de  hayata geçirilebilmesini gerektirir.

Bundan çok uzun zaman önce, yaklaşık ikibinbeşyüzyıl önce; “pireler tellal, develer berber iken” hekimliğin neredeyse tanrısal bir ululukta kabul edildiği bir dönemde hekim andı ortaya çıkmıştı. Önceleri Mısır Uygarlığından İmhotep’ in; ardından bizim coğrafyamızdan diyelim “Antik Anadolulu bir hekim”in,  Hipokrat’ın kaleminden çıkmıştı. Böylelikle hekimlik için “insan hayatına saygı duyma”,  “kötülükten sakınma”, “ayırım yapmama”, “hasta sırrını saklama” başlıca temel ilkeler olarak belirlenmişti.

Belki hekim andına ilişkin  temel sorulardan birisi şudur?

Hiçbir biçimde mesleki eyleminizden sual olunmazken, işiniz hemen her tür sorgulamanın üzerinde ve hatta dışında iken ne olmuştur da belli ilkelerden söz etmek, bu mesleğin belli bir ilkesel çerçevesi olduğundan dem vurmak , üstelik bu çerçevenin dışına taşılmayacağına peşinen söz vermek neden gerekmiştir?

Hiçbir sınırlamanın bulunmadığı, sınırsız bir genişlikte at koşturabilmenin mümkün göründüğü bir dönemde? 

Mesleki etkinliğe ilişkin hesap vermenin gerek olmadığı bir dönemde?

Muhtemelen bu sorunun yanıtı hekimliğin özünde gizlidir. Hekimliğin insanla beraber, onunla kolkola yürütülmesini gerektiren üslubunda gizlidir. İnsana rağmen yürütülemeyecek kırılgan dokusunda gizlidir.

Tüm bu aslında zorlayıcı etkenlerin görünüşte olmamasına rağmen, mesleği yürütürken gözönünde tutulması gereken ilkeler binlerce yıl önce belirlenmiştir. Hiç kimse dikte etmemiştir bu ilkeleri, yine hekimlerdir kural koyucular.

Ayrımcılığa karşı duran bir yapısı olmalıdır bu mesleğin.

Her tür ayrımcılığa.
Hastaların cinsiyeti, ekonomik durumları, milliyetleri, sahip oldukları inanç sistemleri, yaşları… kısacası onların kimliklerini oluşturan herbir ayrı alt öğenin hekimin gözünde hiçbir önemi bulunmamalıdır.

Ancak bu, herbirimize ait bireysel yığınla farklılığın hekimin gözünde hiçbir önemi bulunmazsa, hekimin mesleki değerlendirmelerine  herhangibir etkisi bulunmazsa, işte o zaman herkese eşit mesafede bulunacağının güvencesini verebilir bir hekim.

Ancak böyle bir koşulda, hekim “güvenilir bir meslek erbabı” olma özelliğini koruyabilir, sürdürebilir.

Artık 21. yüzyılın ilk çeyreğini sürerken, “hekimlik”edebilecek çok iyi bilgisayar  yazılımları yok mu? Bir hastanın her tür şikayetini, ardından muayene bulgularını girince size dörtbaşı mamur ayrıcı tanı listeleri verebilen  ve ardından tanıya götüren, ve sonra her türlü olasılığı ve riski de hesaba katarak mükemmel reçeteler yazabilen? Var elbette. Daha gelişkinlerinin de olacağı muhakkak öte yandan.

İyi de, bu mudur hekimlik? Bu kadar teknik, bu kadar mekanik ve hatta metalik birşey midir? İnsana dair ve insana ait şeyler nerededir?

Elbette, böyle olmadığı o kadar açık ki.
Elbette, humanist ilkelerin ışığına duyulan ihtiyaç halen o kadar ortada ki.
Elbette, çağlar boyunca değişen sözcüklerine rağmen ilkelerin ruhunu verdiği metin halen o kadar güncel ki.

*
Son günlerde önce bir kaymakamlığın, hemen ardından bir tıp fakültesi yöneticisinin kendi yaşam görüşü doğrultusunda binlerce yıllık bir metne müdahil olma ve onu değiştirme cüretinde bulunabilmesini anlamaya çalışır, ama bilir ki sınıfta kalmaya mahkumdur bu anlama gayreti. Ta en başında hem de.

Slaytlarını yeniden gözden geçirdi.

Oğuz Atay’dan yapacağı bir alıntıyla, hastalar gözünden hekimin nasıl göründüğünü anlatan bir paragrafla derse başlamaya karar verdi. Ardından bu mesleğin nereden gelip, nerelere savrulduğuna değinecekti.

Ne olursa olsun… yine de diyecekti ki öğrencilerine: “yardım isteyene elinizi uzatmanız gerekir,kim olursa olsun, budur sizi hekim yapan ve hekimliğinizi ayakta tutan da bu tavrı sürdürmenizdir”

Sakin adımlarla odasından çıkıp amfiye doğru yürümeye başladı.

Dr. Berna ARDA



Daha Yeni:



Daha Eski: