Madaba’nın Son Mozaikçisi


Yazdır

.



Bu sabah erken geldi, kafası dumanlı görünüyor. Anlaşılan yine birileri onu kızdırmış. Kendini işe verip öfkesini çabuk unutanlardan olmasa acısını biz mozaiklerden çıkarabilirdi. Uysal ve sakin biridir, ustası da öyleydi, bütün gün başını kaldırmadan mozaikleri onarır.

O Madaba’nın son mozaik ustasıdır.

Ailesi yıllar önce Filistin’den Ürdün’e göç edip Madaba’ya yerleşmişti. Çocuklar sokakta koşup oynarken o yaşlı ustasının yanında mozaik tamiri için harç karar, getir götür işleri yapar ekmek parası çıkarmaya, sanat öğrenmeye çabalardı. Ustası el vermese Filistinli diye onu burada tutmaz yerine kendilerinden adam ararlardı. Mozaik işinden anlayanın zor bulunması da yine onun şansıydı. Göçmen olmak, göçmen doğmak yüzünden hep birilerinden uzak hissederdi kendini. Ahali de öyle hissettirir, yeri geldiğinde kendinden olanları kayırırdı. Onlarla beraber ama hep biraz ötedeydi.

O ise hep işine bakar, içine atar ara sıra öfkelense de kimseye dalaşmaz, suskun kalırdı. Ustası onu öyle yetiştirmiş “aradığın tüm yanıtlar mozaiklerde var. Onlara sabırla bak, anlamaya çalış, göreceksin” demişti.

Yorulduğu zamanlarda üzerinde çalıştığı mozaiklere bakar, bazen resimlerini çizip saklardı. Eline fırçayı boyayı alıp resim yapmak yerine küçücük renkli taşları tek tek dizerek resim yapmaya çalışmayı pek akılcı bulmazdı. Üstelik duvara yapıldığında zamanla döküldüğü için tabana yapılması gerekiyordu. Tabana yapılan resim de üstünde gezinenler yüzünden yine zamanla aşınıyordu. Nereden bakarsan bak amaç resim yapmak olsaydı mozaikle uğraşmaz kolayından hallederdi, insanlar. Bir gün bu düşüncelerini ustasına açmış, neden ille de mozaik yapmaya çalışmış insanlar diye sormuştu. Ustası yine yerdeki mozaikleri gösterip “oraya bak, iyi bak. Yanıt orada” diye cevaplamıştı. Bizimki bakmış bakmış bir şey anlamamış ustasına sormaya da cesaret edememişti.

Birkaç gün sonra ustası harcı malayı eline verip o günkü onarımı ilk kez ona yaptırmış, yaptırırken başında durup “geçen günkü sorunun yanıtını mozaiklerde bulabildin mi?” diye sorunca cevap vermeye korkmuş ve susmuştu. Ustası gülerek yanına tabureye oturup mozaik taşlarının her birine dikkatlice bakmasını istemişti. O güne kadar hepsi birbirine benzeyen taşların aslında küçük küçük pek çok farklılıklar içerdiğini, dahası renklerine göre ayrılanların bile benzeşir ama farklı olduklarının ayrımına varmıştı. Mola verdiklerinde ise bardaklara içinde taze nane yaprağı olan çay doldururken yaşlı ustası eliyle mozaikleri okşayıp anlatmaya başlamıştı;

- Amaç resim yapmak değildi. İnsan her zaman bir şekilde resim yapmıştır. Ne zaman ki dinler etrafında bir araya gelip şehirler oluşturmuş, işbölümü yapıp birlikte yaşamaya çabalamış o zaman dini kavramları mozaik üzerine dökmüştür. Mozaik resimden ötedir. Parçaları insan olan bir toplum gibidir, mozaik. Tek tek herkesin farklı olduğu, kimsenin kimseye benzemediği hatta bir araya geldiklerinde birbirinden rahatsız bile olabileceği ortamlarda aslında büyük bir resmin parçası olduklarını görebilsinler, o büyük resmi arasınlar, görmeye çalışsınlar diye mozaik yapmıştır, insanoğlu. Dini mekanlar onlara hep o büyük resmi aramalarını, hayatlarının anlamını bulabilmeleri için hangi büyük mozaiğin parçası olduğunu aramanın yollarını göstermiştir.

- İyi de şimdi neden yapmıyorlar? Mozaikten neden vazgeçtiler?

- Zor sorular soruyorsun evlat. Herkes aynı olursa sorun kalmaz toplum huzura kavuşur sanan geri zekalılar yüzünden oluyor bunlar. Bak ailen Filistin’den geldi diye senin gibilere hep zorluk çıkarıyor, resimde yer almanı istemiyorlar. Sanki hep aynı renk taşlardan desensiz mozaik yapmaya çalışıyor, ortaya çıkanın anlamlı bir resim olmaktan çok taban döşemesi olduğunu fark ettiklerinde de kabahati kendinde aramak yerine suçlayacak ötekiler bulmaya çabalıyorlar. Dahası, anlamsız büyük bir resmin parçası olmaktansa herkes kendi başına anlam üretmeye çabalıyor, başaranlar vardır elbet ama çoğu aradığı anlamın bile ne olduğunu bilemeden geçip gidiyor. Mozaik onların kafalarını karıştırıyor, görmek istemediklerini gösteriyor. Onun için uzak duruyorlar.

- Peki o zaman neden söküp atmıyorlar. Neden onarmaya çabalıyorlar.

- Orası daha da büyük komedi delikanlı. Geçmişte birilerinin parçaları bir araya getirerek yaptığı mozaiklerin günümüz için anlamlarının zayıflamış olmasını fırsat bilip mozaik mantığını aklınca zayıflatacağını düşünüyorlar. Neymiş mozaiklerde kullanılan dini semboller çocuksu figürlermiş, o zamanın insanlarına çok şey anlatabilmiş o resimler günümüzde pek anlam ifade etmiyormuş. İnsanlar da böyleymiş. Farklılıkları ile bir araya geleceklerine tek başlarına kendi hayatlarının anlamını aramaya sorgulamaya veya tüm bunlara boş verip yine tek başlarına yaşamaya bakmalıymış. Dünyaya bir kere geliniyormuş. Hepsi boş laf bunların. Hangi büyük resmin mozaiğin parçası olduğunu öğrenmeden insan kendini tanıyamaz ki.

- Peki ama usta, insan aslında hiç istemediği bir resmin mozaiğin parçasıysa, beğenmediği bir resmin içinde yaşıyorsa ne olacak?

Bardağında kalan son yudumu da içip, nane yaprağını ağzına attı. Eliyle yerdeki büyük mozaik içindeki küçük figürleri gösterip “ o zaman beğenmediği küçük figürü boş verip daha da büyük resmi görmeye çabalayacak. Hadi harcın katılaşmadan işe koyulalım. Mozaik beklemez“ dedi. Harcın kıvamını kontrol edip kovayı malayı çırağının eline tutuşturdu.

O günden beri biz küçük mozaik taşları kendimize bakmayız. Birbirimize, kime yakın durduğumuza ve fırsat buldukça hangi anlamın parçası olduğumuza bakar onu araştırırız. Eksik kalan yerleri ise Madaba’nın son mozaikçisinin tamamlamasını bekleriz.

Mehmet Uhri

Not: Madaba, Ürdün’ün Kuzeybatısında Ölü deniz yakınlarında mozakleri ile ünlü tarihi bir yerleşim yeridir.

Detaylı bilgi için:  http://en.wikipedia.org/wiki/Madaba

Dr. Mehmet UHRİ



Daha Yeni:



Daha Eski: